1. ENGLISH
Haberler > Homofobi Karşıtı Buluşma Zenne’yle Başladı

Homofobi Karşıtı Buluşma Zenne’yle Başladı

16 Ocak 2012
7. Homofobi Karşıtı Buluşma’nın açılışı Diyarbakır’da Avrupa Sineması’nda Zenne filminin galasıyla yapıldı. Zenne, Avrupa Sineması’nda, Kaos GL ve Diyarbakır’daki yerel LGBT örgütü Hebûn’la ortaklaşa gerçekleşen özel gösteride 150’ye yakın izleyici ile buluştu.
 
Zenne”nin Altın Portakal ödüllü oyuncusu Erkan Avcı, memleketi Diyarbakır’da 15 Ocak 2012, Pazar akşamı sinemaseverlerle buluştu. Film öncesi yaptığı kısa konuşmasında: Diyarbakırlı izleyicilere şöyle seslendi: “Bu topraklarda yaşamış olan insanlar olarak ‘öteki’ olmanın ne olduğunu sizler çok iyi biliyorsunuz. Bu filmdeki karakterleri de o açıdan izleyerek değerlendirin. O zaman onların dramını da siz anlayabileceksiniz. Sizi filmle ve vicdanınızla baş başa bırakıyorum”.
 
Erkan Avcı film sonrasında, seyircilerden gelen “Bu rolü oynamakta zorlandınız mı? Çünkü Diyarbakırlısınız” sorusuna, “Ben kendisi olduğu için sürekli özür dilemek zorunda bırakılan bir toplumun parçasıyım, yıllarca Kürt olduğum için özür dilemek zorunda bırakıldım. Film de kendisi olduğu için özür dilemek zorunda bırakılan birinin hayatını anlatıyor. Ben bu rolü kabul etmeseydim ahlaksızlık yapmış olurdum.” diye yanıt verdi.
 
Sivil toplum örgütü temsilcilerinin davetli olduğu etkinliğe KCK operasyonları nedeniyle katılamayan Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir, danışmanları vasıtasıyla özürlerini iletti.
 
Film galasını izlemeye gelen Nur Sürer ise. “Yıllarca Türkiye sinemasında eşcinsellik hep karikatürize edildi, cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri nedeniyle farklı alanlarda sorun yaşayan eşcinsel ve trans varoluş sinemada hep alay konusu oldu. Bu filmin aynı zamanda Türk sinemasına bir yanıt olduğunu düşünüyorum” dedi.
 
Filmin Diyarbakır galasına yönetmenler M.Caner Alper ve Mehmet Binay, başrol oyuncuları Kerem Can veGiovanni Arvaneh ile yardımcı yapımcı İhsan Gören de katıldı.
 
Yapımcı İhsan Gören Zenne filmini neden desteklediği sorusuna, “Lise yıllarımda, bir nüfus sayımında, aynı gün içinde yaşadığım iki ayrı olayın, yıllar sonra vicdanımda, sandığımdan daha derin bir yara bırakmış olduğunu fark ettim. Suadiye’de oldukça lüks bir apartmanın üst katlarından birisinin kapısını çaldım. Kapıyı bir bey açtı. Kaba sayılabilecek tonda konuşarak, eşikten içeri girmememi söyledi. Güzel bir Pazar gününde evde hapsedilmiş olmaktan dolayı öfkeliydi sanırım. Aldığımız kısa eğitimde sokak kapısının hemen ardına kadar içeri girmemizin yasal hakkımız olduğu anlatılmıştı. Durumu anlatmaya çalışınca bana içerledi ve kapıyı yüzüme kapadı. Zili çaldığımda da açmayarak, içeriden saldırgan sayılabilecek sözler duydum. En yakın karakola ve devriye polislere durumu bildirmek zorundaydım ve sonrasında bekçi eşliğinde eve döndüm. Beyanına itibar etmeyerek nüfus cüzdanını talep ettim ve kaydını tamamladım. Daha sona eve hizmetçi olduğunu sonradan öğrendiğim Kürt bir kadının kimlik belgesini istedim. Ev sahibi, belki de bekçinin ayrılmış olmasından cesaret alarak “onu saymaya gerek yok!” dedi.
Zengin muhitlerde oturan insanlardan çekinmişliğim vardır ama bu kez tepem atmıştı.  Hizmetçiyi insandan saymadığına hükmetmiştim. Dişlerimi gösterip, sayımımı tamamladım. Kapıyı vurdum ve ayrıldım. Geçen yıllar içinde güvencesiz insan çalıştırmaktan, Kürtlerin maruz kaldığı ayrımcılığa kadar birkaç olasılık tortulandı kafamda. Canımın çok yandığını çok sonra öğrenecektim.
Öğleden sonra sayım defterini teslim ettiğimde, kendi mahallemde, bir üst sokağımızdaki apartmanın, memur sayısı kısa kaldığı için sayılmadığını söylediler. Bir defter aldım ve apartmana gittim. Kapıcı dairesinin zilini çaldım. Yüzlerini tanıdığım karı koca kapıyı açtılar. Oturma odasında sayımlarını tamamladım. Güneydoğu’dan şimdi anımsayamadığım bir ile bağlıydı kütükleri. Belki Malatya, belki Bingöl, anımsayamıyorum.
Bitişikteki mutfaktan ses geliyor, içeride ışık yanıyordu. Buzlu camın ardından da içeride birinin oturduğunu görebiliyordum. Sayım için içerideki kişi veya kişileri çağırmalarını istedim. İkisi de kaygılı gözlerle bana baktılar. Hoyrat bir dirençleri yoktu ama kapının ardında her kim varsa onu görmemezlikten gelmemi istiyorlardı. Yaşlı kadin ellerime sarılıp bana gitmem için yalvarıyordu. Baba, çok endişeli ve neredeyse ağlamaklıydı.
Kendilerine, bu görevi yapmak zorunda olduğumu son kez söylediğimde, her ikisinin de omuzlarının çöktüğünü gözlemledim. Çocukları geydi ve onlar bunu mahallede yaşadıkları yıllar boyunca saklayabilmişlerdi. Bilinmesini de hiç istemiyorlardı.
İlk kez, tamamen farkında olarak ve bilerek, bir gey ile karşı karşıya oturmuş, hem de ona yurttaşlık ve özlük işlerinde memurluk yapıyordum. İtiraf edeyim karışık bir duyguydu. Yine itiraf edeyim, ailesinin içinde bulundukları ruh hali beni pozitif ayrımcılık yapmaya da ikna etmişti. En sevecen sayımımı yapmıştım sanırım. Hepsi ile el sıkıştık. Ayrılırken, annesi ve babası “söz ver” gözleriyle bakıyorlardı. Merak edecekleri hiç bir şey olmadığını söyleyebildim sadece. Saklamak istediklerini ben de sakladım.
Yine yıllar içinde o sayım defterlerinin yoklama kaçakları ve asker kaçaklarını bulmakta kullanıldığını da öğrendim.  Askerlikten muaf olmak için katlandıkları insanlık dışı uygulamaları önce duydum, sonra okudum.  Bu sistemin bir dişlisi olduğumu öğrendim.
Daha sonra o çocuğu gün ışığında sokaklarda gördüğümde çok şaşırdım. Onu sayımdan önce de görmüştüm ama hayal meyaldı. Sonraları karşı kaldırımdan yürürken, belli belirsiz gülümser ve selam veridi başıyla.
Ötekileştirilen insanlara borçlandım, borçlandırıldım. Bilerek, bilmeyerek, tek tipleştirilmeye alet oldum. Önce kendimi ve ailemi değiştirmeye, sonra fikir düzeyinde çevremdekileri ve belki de toplumun bir bölümünü değiştirmeye, fırsat olursa girişebileceğimi düşündüm. Zenne güzel bir manifestodur. Desteklemeye karar verdim.”
 
Ayrıca söyleşiden sonra Hebûn LGBT Oluşumu aktivistleri mini bir kapanış konuşması yaparak “Zenne’yi izlemeye gelen herkesi aynı zamanda Hebûn LGBT oluşumunu desteklemesini bekliyoruz” dedi.