1. ENGLISH
Haberler > Homofobi ve Transfobi “RADAR”a Yakalandı!

Homofobi ve Transfobi “RADAR”a Yakalandı!

4 Ocak 2012

Çarşamba, 06 Ocak 2010


“İlk açık etkinliğin, Homofobi Karşıtı Kampüs Buluşmaları olması anlamlıydı. Çünkü bu etkinlik; 2007’den beri, farklı kampüslerde; cinsel kimlik ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın, tartışılmasına ve görünürlüğün sağlanmasına zemin yaratmak amacıyla yapılmıştı, biliyorduk.” 
İstanbul Üniversitesi Eşcinsel, Biseksüel, Travesti ve Transseksüel Topluluğu, İÜ Radar’ın hikâyesi ve ilk açık etkinlikleri "Homofobi ve Transfobiye Karşı Kampüs Buluşması"nın ardından... 

Birkaç arkadaş “bir araya gelme”yi ilk konuştuğumuzda toplanma sürecimize daha çok sosyalleşme ihtiyacımız önemliydi. Sadece kendi fakültemizde toplamda belki 25 EBT (Eşcinsel, Biseksüel, Trans)[1] tanıdığımızı, bir araya gelip bir şeyler yapmanın ne kadar eğlenceli olabileceğini düşünmüştük. Birbirini tanıyan 3-5 arkadaş topluluk fikrini benimsedik, herkes tanıdığı bir-iki arkadaşını getirince kalabalıklaştık. 
 
Peki İstanbul Üniversitesi’nde bir LGBT topluluğu? Bunun mümkün olduğuna emin değildik. İstanbul Üniversitesi; zaman zaman çıldırtırcasına bürokratik, çok politik; düşüncenin ve hakkın sert sloganlarla, bildirilerle, zıt kutuplarla ve şiddetle özdeşleştiği de bir yer... Sağ-sol kavgasında LGBTT’lerin yeri nasıl bir yeri olurdu? Daha önceden üniversitemizde toplanan benzer bir topluluğun sol gruplar tarafından “kapitalizmin artıkları” oldukları için dışlandıklarını da duymuştuk. Bazılarımız LGBT derneklerinde gönüllü olduğu halde; İstanbul Üniversitesi’nin bürokrasisinde yorulmuş olmanın, “öteki”leştirilmenin verdiği çekingenlik, akademik alandan dışlanma korkusu, gelecek kaygısı gibi nedenlerle endişeliydik. Belki de bu yüzden bu kadar geç kalmış bir oluşum Radar... Sağ ve Sol’un kavgasından biz İstanbul Üniversiteli LGBTTler kendi sesimizi duyamadık.
 
Yine de en azından birbirimizi tanımak için iki haftada bir toplanmaya başladık. Bir araya gelen 10 öğrenci ne yaparsa onları yaptık: Okuldan, derslerden konuştuk, hocaları çekiştirdik, oyun falan oynadık... Sonradan Radaradını alan o topluluk ilk buluşmasını 15 Mayıs’ta, farklı cinsel yönelim ve cinsel kimliklerden 7 kişiyle yaptı. Lezbiyen, Gey, Biseksüel arkadaşlarımızn bir kısmı örgütlenmeyi açılmakla eşledikleri için ve açılmak istemedikleri, buna gerek duymadıkları, içinde bulundukları sosyal statüden memnun iseler bunu kaybetmeyi göze alamadıkları için toplantıda yoktu. Açılmak, kendini tanımlamak zorunda olmadığımızı konuştuk bu yüzden ilk önce... İlk icraatımız Onur Yürüyüşü’nde döviz taşınması, Onur Haftası’nın etkinlik mekânlarında hem topluluğun tanıtımının yapılması hem de İÜ üniversitelilerin iletişim adreslerini bırakarak toplulukla bağlantıya geçmesini sağlamak için çalışmalar yapmak oldu. Logo, sticker tasarımı üzerinde çalışırken, Sinema Klubü’ne LGBTT Filmleri Haftası için öneri götürmeyi düşünürken, Kaos GL’nin Homofobi Karşıtı Kampüs Buluşmaları’nın haberini gördük ve İnsan Hakları Haftası’nda, İstanbul Üniversitesi’nin Homofobi ve Transfobi Karşıtı Kampüs Buluşmasını gerçekleştirmek için çalışmalara başladık. 
 
Bu işle doğrudan bağı olmayan her şeyi erteleyip ucu ucuna her şeyi yetiştirdik. Logo yapılmıştı, afiş hazırdı... Afişleri asmak için okuldan onay lazımdı, peki İstanbul Üniversitesi açıkca “Homofobi ve Transfobi Karşıtı...” bir afişi imzalar mıydı? Endişeler yine başlamıştı, fobik bir tutumla karşılaşırsak nasıl baş edecektik? Etkinlik olmazsa, bir an düşünmeden destek veren Kaos GL’ye ne diyecektik? Etkinliğe izin verilmezse bizi köşeye sıkıştıran, bizi görmezden gelen bir üniversitede içine düşeceğimiz moral bozukluğu, mutsuzluk ne olacaktı? Ya mimlenirsek? Hem akademik hem sosyal hayatımız bıçak sırtındaymış gibiydi ve bu durum üzerimizde büyük bir baskı oluşturuyordu... “Homo” ,“Trans” demeyen alternatif bi afiş daha, ne olur ne olmaz... Önce etkinliğin yapılacağı Öğrenci Kültür Merkezi. Etkinlik koordinatörü iktidar partisinin simgesi bıyığını titreterek afişi bir sure gibi okuyor, okuyor, o an sanki genişliyor. Klubümüzü soruyor, desteğini aldığımız izinli klüp olan Felsefe Klubü’nün ve ilgili hocanın adını veriyoruz, dilekçemizin kabul edildiğini hatırlatıyoruz... Gergin bir bekleyiş...
 
Korktuğumuz olmadı. Radar’ın önemli çoğunluğunun öğrencisi olduğu, en politik fakülte olan Edebiyat Fakültesi hiç sorunsuz imzaladı afişlerimizi, hatta indirilmesi konusunda daha caydırıcı olur diye sadece imzaya ek olarak kaşe bile vurdu. İlk dalga iyi atlatılmıştı, ana kampüse gittik, rektörlük...! Hiç sorunsuz kaşe... Fobiden eser yok, üstelik samimi bir güleryüzle ağırlanıyoruz... Afişlemeye başladığımızda ilgi yoğun, moralimiz yükseliyor. Sonra birini az önce astığımız afişi indirirken görüyoruz. Bir cesaret indirmeseydiniz, isteseydiniz biz size verirdik, diye sesleniyoruz arkalarından yaklaşırken saldırgan değil sesimiz; çünkü biz de korkuyoruz... Afişi indirmek niyetinde değillermiş hâlbuki beğenmiş almak istemişler, gülümsüyoruz, yerinden sökülen afişin yerine yenisini birlikte asıyoruz. İstanbul Üniversitesi’nde miyiz??? 
 
Ertesi gün daha küçük fakülteleri gezmeye başlıyoruz, Rektörlük onaylı afişlerimizin asılmak için yine de fakülte sekreterliklerine danışılması gerekiyor, bürokrasi bizi yoruyor. Listede Hayef ve Eczacılık gibi milliyetçi-muhafazakâr fakülteler de var. Hayef’te görünür yerlere mümkün olduğunca göze batmadan afişleri asıp hemen çıkıyoruz, imzaya falan boşverip... Sanki bir an fazla kalsak başımıza bir iş gelecek gibi gerginiz. Eczacılık Fakültesi alenen fobik tavır sergileyen tek fakülte oluyor, afişlerimizden ikisini -muhakkak ki asılmak üzere- bürokrasinin koridorlarına doğru yabancı ellere teslim edip uğurluyoruz. “Önemli değil! Asmasalar da var olduğumuzu bilsinler!” Çünkü İstanbul Üniversitesi’nde bu bir varlık - yokluk sorunu...

Bu yüzden, ilk açık etkinliğin, Homofobi Karşıtı Kampüs Buluşmaları olması daha da anlamlı. Çünkü bu etkinlik; 2007’den beri, farklı kampüslerde; cinsel kimlik ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın, hayatın her alanında karşımıza çıkan homofobik ve transfobik tutum ve davranışların tartışılmasına ve görünürlüğün sağlanmasına zemin yaratmak amacıyla yapılmıştı, biliyorduk. Ayrımcılığın saçmalığını bu etkinlikle bilince çıkaracaktık. 
 
10 Aralık 2009’da, Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Melek Göregenli ve Kaos GL’den Umut Güner’in panelist olarak katıldığı etkinliğe yaklaşık 65 kişi katıldı! Umut Güner, LGBT’lere yönelik ayrımcılığın insanların yaşam hakkına tecavüz edişinden, nefret cinayetlerinden ve KAOS GL’nin LGBT’lere yönelik insan hakları ihlallerini raporlamasından; Melek Göregenli ise; ayrımcılığın doğasından, LGBT’lere yönelik ayrımcılığın diğer ayrımcılıklardan daha fazla görmezden gelindiğinden, çok farklı ayrımcılık türleri olmasına rağmen ayrımcılığın ortak doğasından bahsettiler. Yaptığımız farkındalık anketi sayesinde anladık ki kadın kadar erkek, LGBT kadar LGBT olmayan katılımcımız olmuş... Hâlâ umut dolu bir şaşkınlık içerisindeyiz; ama oyuna giderken bir yandan hep annesini kollayan küçük çocuklar gibi gizliden gizliye de tedirginiz, belki siyasi bir kimlik olarak cinsel yönelim ve cinsel kimliklerimize sahip çıktığımızı anlamadılar? Belki, tüm ülkedeki gibi, görünürlük arttıkça şiddet de artacak? Yine de birbirimize baktığımızda bunların bizi durdurmayacağını görüyorum, İÜ RADAR çalışmaya devam edecek.


[1] EBT,LGBT kavramları aynıdır. LGBT, kadın eşcinselliğinin görünmezliğini kırmak için kullanılır. Metindeki bütün EBT denen yerlerde tüm cinsel yönelim ve kimliklerden kadın ve erkek kişiler ve onların yürüttüğü hareketten bahsedilmektedir.