1. ENGLISH
Haberler > 300’ü aşkın öğrencinin “homofobi” ilgisi

300’ü aşkın öğrencinin “homofobi” ilgisi

4 Ocak 2012

04 Mart 2008


300’den fazla Ege’li öğrencinin, gün ortasında çimlerde güneşlenmek yerine Ege Üniversitesi Psikolojik Danışma Topluluğu’nun düzenlediği,“Homofobi ve Türkiye’de Eşcinsel Hareket” başlıklı söyleşi için salonu doldurması dikkat çekti. 29 Şubat Cuma günü, Ege Üniversitesi Kültür Sanat Evi’nde yapılan ve üç saat süren söyleşiye, Prof. Dr. Melek Göregenli, Kaos GL İzmir’den Erdem Gürsoy ve Kaos GL Derneği’nden Ali Erol katıldılar. 


“Homofobi ve Türkiye’de Eşcinsel Hareket” başlıklı söyleşide, eşcinselliğin adlandırılmasının ve sınıflandırılmasının tarihsel seyrinden satır başları açıldı. 
Sosyal psikolog Melek Göregenli, homofobinin bir ideoloji olarak nasıl şekillendiğini ve tezahürünü hangi davranış ve sosyal-politik uygulamalarda bulduğunu ele aldı. 

“Ayrımcılığı sınıflandırmak hiyerarşinin en yukarısındakine yarar” 
Homofobi ile diğer tüm “fobi” türlerinin birbirine bağlı olduklarını belirten Göregenli, “heteroseksüeller, eşcinselleri sahip oldukları diğer özellikleri yok sayarak tarif etmektedirler. Böylece eşcinselleri tek tipleştirmiş olurlar. Bunu yaparken de eşcinsellerle aralarında bulunan ortak bütün özellikleri yok sayarlar. Aynı durum Türk-Kürt ayrımında yaşadığımız gibi etnik köken için de geçerli” olduğunu söyledi. 

“Bir insanın cinsel eğilimi sizi ne zaman ilgilendirir”, sorusunu dinleyicilere yönelten Göregenli, “sadece cinsel bir ilgi duyulduğunda karşımızdaki kişinin cinsel eğilimi bizi ilgilendirir” diye yanıtladı. 
“Heteroseksüellerin, eşcinsel eğilimi hastalık gibi gösterme çabasında başvurdukları ilk nokta, doğada karşılığının olmaması savıdır. Türkiye tarihine bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri tek tip ulus yaratma çabası kabul görmüştür. Bu da beyaz, Türk, heteroseksüel, erkek, Sünni … bunlara girmeyen herkes asimilasyon ya da ayrımcılığa maruz kalmışlardır. Ancak asimilasyon tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de başarılı olamamıştır.” 
“Sembolik ayrımcılığa örnek olacak söylemler homofobi için de geçerlidir. ‘Ben onların ne yaptığına karışıyor muyum?’ söylemi gibi. Bu söylemin devamı ‘Evlerinde ne yaparlarsa yapsınlar’ şeklinde gelir. Eşcinseller görünür oldukça baskı çoğalmıştır. Ancak görünür olmak özgürlüğün ilk adımıdır. Bu nokta da eşcinsel hareket için çok önemlidir.” 

“Eşcinseller için ‘heteroseksüellere benzesinler’ söylemi aynı türbanda olsun, Kürtçe için söylenen ‘konuş ama çocuğun öğrenmesin’ söylemindeki gibi, aynıdır.” 
“Hiyerarşiyi meşrulaştıran mitler; türban için ‘zaten iktidardalar’ denmesi. Herhangi ezilen bir grup için ‘aslında onlar ayrımcılığa uğramıyorlar’ denmesi. Kürtler, istedikleri her yerde yaşıyorlar; sanatçı, şair, medyada eşcinseller zaten her yerde!” 
“Her türlü fobiklikten kurtulmak için; her şeyden önce düşünce yapımızı değiştirmeliyiz. Grupları tek özellikleriyle tanımlamaktan vazgeçmeliyiz. Empati yoluyla karşımızdakini anladığımızı iddia etmekten vazgeçmeliyiz. Empatinin içinde bir bakıma gizli bir üstünlük kurma durumu vardır. Başkalarını kendimize göre tanımlamamalıyız.” 

“Homofobiyle mücadele ayrımcılıkların en altında değildir. Ayrımcılığı sınıflandırmak hiyerarşinin en yukarısındakine yarar.” 

Eşcinseller, homofobiye karşı İzmir’de de örgütleniyor 
Kaos GL İzmir gönüllüsü Erdem Gürsoy, eşcinselliğini kabullenme sürecine dair kişisel tarihini anlatarak başladığı sözlerine İzmir eşcinsel hareketinin tarihinden satır başlarıyla devam etti. 
Eşcinsel kimliğin politik olması gerektiğini söyleyen Gürsoy, “hayatın tüm noktalarında uğranılan ayrımcı davranışlar nedeniyle” politik olmanın gerekliliğini vurguladı. 
“Eşcinselliğini açık yaşayan bir birey aile, arkadaş, iş, sağlık sektörü gibi birçok konuda sıkıntı çekmektedir.” 

“Sosyal hayatta eşcinsellere mal edilen bazı özellikler açıkça homofobiye işarete eder; güvenilmez, dedikoducu, hırsız, eşcinsellerin sürekli seks düşündüğü iddiası gibi.” 

“Ben de bu kampüste öğrenciydim”
 
Konuşmacı olarak geldiği kampüste daha önce öğrenci olduğunu belirten Erdem Gürsoy, öğrenciyken kampüste maruz kaldığı homofobiyle tek başına mücadele ettiğini söyledi. “Bu yüzden kampüste kendini yalnız hisseden, yönelimiyle barışmaya çalışan insanlara karşı kendimi sorumlu hissettim.” 

Eşcinseller adına mücadele veren Kaos GL İzmir’i tanıtan Gürsoy, örgütlenmenin zararlı, yasadışı vs. olmadığını, kendileriyle birlikte olmaktan çekinecek bir neden bulunmadığını açıkladı. “Cinsel yönelimimizin neden politik bir değer taşıdığını, sadece cinsellik üzerinden bir olgu olmadığını, tam da bu noktada örgütlenmenin gerekli olduğunu” vurgulayarak sözlerini tamamladı. 

Söyleşinin ardından, “Ege Üniversiteli öğrencilerin panelden bahsederken gözlerinin ışıldamasından sonra kaygılarımın yerini umut aldı” dedi. “Bir öğrencinin söylediği gibi bir kısım insan bizlerin gövde gösteri yapıp kendimizi kabul ettirmek için kampüste olduğumuz önyargısındayken, panel sayesinde toplumsal uzlaşı ve bireysel özgürlük için orada olduğumuzu gördüler.” 

Homofobi de var, homofobiye karşı duyarlılık da! 
Psikolojik Danışma ve Rehberlik Topluluğunun organize ettiği söyleşi ile Ege Üniversitesinde “homofobi” meselesi görünür kılınmış oldu. Topluluk üyeleri, söyleşi afişlerini kampüsün her yerine astıklarını ama bazı yerlerden öğrenciler tarafından çıkarıldığını, yırtıldığını söylediler. Homofobik yaklaşım salonda dillendirilen bazı sorularda da göze çarpıyordu ancak aynı oranda olmadığı gibi anlamaya dönük olup, önyargılardan arınma niyetli olduğu anlaşılıyordu. 

Üniversitedeki çeşitliliğin salona yansıması hem sorularda hem de katılımcı çeşitliliğinde kendini gösterdi. Başörtülü öğrencilerin de izlemesi ve sorularıyla katılmaları farklı ayrımcılık pratikleri arasındaki benzerliklerin paylaşılmasını sağladı. Kendini gizlemeden söz alan eşcinsel öğrencilerin sayısının bir iki kişiyi geçmemesi ise homofobik davranış ve uygulamalara karşı kaygıların ortadan kalkmasının zaman alacağını gösteriyor olmalı. 

Kadın kadına ve erkek erkeğe yaşama halinin tarihin her aşamasında tüm toplumlarda görüldüğünü belirten Ali Erol, “eşcinselliğin yaşanılışının ve adlandırılışının ise sosyal, kültürel ve politik etmenlere göre değişebildiğinin” altını çizdi. Bu süreçte, “Türkiye toplumundaki eşcinselliğin kaderine de seksenlerin ikinci yarısına kadar görünmezlik düştüğünü” söyledi. Ali Erol, farklı ayrımcılıklara maruz kalan bireylerin, grupların birbirleri arasındaki yabancılaşmanın en aza inmesinin yaratacağa özgürlükçü olanaklara dikkat çekerek sözlerini tamamladı. 

“Yaratılmaya çalışılan sahte bütün parçalanmaya devam ediyor, bir arada ve eşit bir yaşam için toplumun tüm özneleri doğrudan söz alabilmeliler ve kendi sözlerini ifade edebilmeliler.” 

“Ancak Türkiye’de konuşulmadık konu kalmadığı halde eşcinsel realitesi ve eşcinsellerin eşitlik taleplerini duymaya ve dillendirmeye bir türlü sıra gelmiyor.” 

“Sıradan, günlük hayatın içinde bu türden yakınlaşmalar ve yüz yüze gelmelerle, insanların birbirini bulması, deneyimlerini dinlemesi, herkesin maruz kaldığı kendi ayrımcılıklarını gözden geçirmesiyle ve geliştirilen mücadele pratiklerinin paylaşılmasıyla değerli açılımlar ortaya konabilecektir.”