1. ENGLISH
Haberler > Butler Konferansı’ndan Notlar, İzlenimler

Butler Konferansı’ndan Notlar, İzlenimler

21 Aralık 2011
Butler’in konuşmasının ana eksenini, yaşanabilir hayatlar ve yaşanmaya değer olmayan hayatlar ayrımı ile ilintili olarak "yaralanabilirlik" ve "yas" kavramları oluşturdu: Kendi kimlik aidiyetimizin ötesinde olanlar için dahi yas tutabildiğimizde, kimi yaşamları diğerlerinden daha çok yası tutulabilir gören koşulları eleştirebilir ve bunlara karşı çıkabiliriz.
 
Günlerdir beklenen, "Evinize dönün, Butler aslında gelmeyecek, her şey şakaydı" derler mi gibi şüpheler taşıyanlara da rastlanan, saatlerce önce etkinlik alanına gidip kuyrukta bekleyen yüzlerce dinleyicisi ile Judith Butler konferansı, bizlere "sınırları zorlayın" çağrısında bulunarak hafızalarımızdaki yerini aldı.
 
Azınlıklar koalisyonu
Butler’ın Konferans’ta en çok vurguladığı nokta etnik, ırksal, dinsel ve cinsel azınlıklar arasında koalisyon kurulmasının önemiydi.
 
Cinsiyet Belası’nda, heteroseksist cinsel azınlıklar arasında koalisyon kurulursa basit kimlik kategorilerinin aşılabileceğini, biseksüelliğin yok sayılmasının reddedilebileceğini, kısıtlayıcı bedensel normların dayattığı şiddete karşı konulmuş olacağını söyleyen Butler bugün, yazdıklarında ve söylediklerinde koalisyonun kapsamının çok daha geniş olması gerektiğinin altını çiziyor.
 
Butler’ın, 2004’te yayımlanan Precarious Life: The Powers of Mourning and Violence’da (1) değindiği ve Frames of War: When Is Life Grievable? (2009) adlı çalışması ile çerçevesi belirginleşen politik mücadele alanı, ırkçılık ve militarizm karşıtlığının cinsel özgürlük ve ifade özgürlüğü ile bir arada düşünülmesinin kaçınılmaz olduğu savunusu ile biçimlenir.
 
Bu çerçevede kurduğu konuşmasında Butler, tüm azınlıkların farklı görünümler altında ama esasen benzer bir şiddet ve baskılanma deneyimi yaşadıklarını, bu anlamda politikanın kapsayıcı bir koalisyonu gerektirdiğini sıklıkla yineledi.
 
"Homofobi Hastalıktır!"
Butler’ın ifadesiyle, nefret cinayetleri ya da sokak ortasında öldürülen kadınlar açısından bakıldığında azınlıklar, cinsiyeti belli normlar sınırında yaşayanların hayatlarını tıpkı birer polis gibi sürdürmelerinden kaynaklanan bir şiddet ve tehdit ortamında yaşamak zorunda bırakılırlar.
 
"Toplumsal cinsiyet polisi" de diyebileceğimiz ve yaşamın çeşitli alanlarında karşılaştığımız bu kişilere devlet polisi de eklendiğinde, doğrudan ya da dolaylı devlet onayıyla şiddet, yaşanabilir hayatlar ve yaşanmaya değer olmayan hayatlar ayrımı ile sürekli yeniden üretilmektedir.
 
Bu, devletin hukuku askıya almak ve hukuk üretmek için kendine sınırsız bir iktidar alanı edinmesi ile ilişkili bir durumdur.
 
Kavaf’ın, eşcinselliğin hastalık olduğu yönündeki yorumunu da bu bağlamda değerlendiren Butler, normalleştirmeye düşmeden patolojikleştirmeyle mücadele etmenin öneminden söz ederek esasında hastalıkla etiketlemenin, patolojinin kendisi olduğunu söyledi ve onların diliyle bir etiketleme de kendisi yaptı: "Homofobi psikolojik bir hastalıktır!"
 
Butler’ın deyişiyle bu sözler sadece Kavaf’ın değil, onun söylediklerini düzeltmeyen ve sessiz kalarak onaylayan yöneticilerin de sesi olmuştur. Dolayısıyla devletin sesi olmuştur.
 
Yas ve yaralanabilirlik üzerine
Butler’in konuşmasının ana eksenini, yaşanabilir hayatlar ve yaşanmaya değer olmayan hayatlar ayrımı ile ilintili olarak "yaralanabilirlik" ve "yas" kavramları oluşturdu. Kırılgan Hayat’ta da bahsedildiği gibi, tüm insanların ortak yaralanabilirliği ve yasın kendisi Butler’a göre siyaset için bir kaynak olmalıdır.
 
Başkalarının acıları ile özdeşleşim kurabildiğimizde ve kendi kimlik aidiyetimizin ötesinde olanlar için dahi yas tutabildiğimizde, kimi yaşamları diğerlerinden daha çok yası tutulabilir gören koşulları eleştirebilir ve bunlara karşı çıkabiliriz. Böylece mağduru olduğumuz şiddet türlerinden, başkalarını koruyabilmemizi sağlayacak ilkeye de ulaşma şansımız olacaktır.
 
"Kamusal alanı dönüştürmek için sesimizi yükseltmeliyiz"
Butler, kamusal alan ve görünürlük mücadelesine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Gösterilmeyen ve söylenmeyenlerce sınırı çizilen kamusal alanda kimlerin hayatlarının hayat kimlerin ölümlerinin ölüm olacağı belirlenir. Oysa kapsayıcı bir demokrasi rejiminde görünürlük hiçbir ayrım söz konusu olmaksızın bir haktır. Ve demokrasilerde azınlıklar sadece hukuk üzerinden korunmazlar, sokağa çıktıklarında da güven içinde hissedebilmelidirler. Kamusal alanın belirleyici normları radikal bir değişim geçirmeden özel alanlardaki sorunlar da çözülemez.
 
Kamusal alana dair Butler’ın söylediği bir diğer şey sessizliğin en büyük sorun olduğu. Kamusal alanı dönüştürmek için yüksek sesle konuşmaya çağırıyor Butler bizleri.
Queer yoldaşlığı kamusal uzamda birbirimize güvenmekten ve birbirimizi desteklemekten geçer. Dolayısıyla queer aktivizmi Gazze’de, savaşa maruz kalınan her yerde, ırkçılıkla mücadele verilen tüm alanlarda yer almalıdır.
 
Butler, "Özgürlük mücadelesi tek bir şey için, tek bir kişi için ya da tek bir erek uğruna yapılmaz. Hiçbir zaman bilmediğimiz ve görmediğimiz insanlarla siyaset yapabilmeliyiz. Bütün olanakları, koşulları zorlayın, uluslararası oluşumlar da sizi destekleyecektir. Gerekirse hapse girin. Hem hapishanede okuyacak bir sürü şey bulursunuz!" diyerek, yer yer mizahla karışık, kimi zaman temkinli tonda seyreden konuşmasını tamamladı.
Butler herkese heyecan ve enerji zerk etti konuşması ile. Konferans’ın sonunda Türkiye’deki özgül koşullara ilişkin sorulan sorular ve yapılan tartışmalar Butler’ın konuşmasının tamamlayıcısı oldu. Bu enerjiyle yaklaşık 300 kişi, etkinlik sonunda hep birlikte Kızılay’a doğru, gökkuşağı bayrakları eşliğinde, şarkılar söyleyerek ve sloganlar atarak yürüdü.
 
* Emek Çaylı Rahte, Öğr. Gör. Dr., Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi