1. ENGLISH
Haberler > İlk Çağrımız

İlk Çağrımız

19 Aralık 2011

“16-23 Nisan 1994, sayı 12, Express: 

Gey, Lezbiyen, ve Anti-heteroseksistlere Çağrı 

Yalnız olduğunuzu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Toplumun her kesiminde ve her alanında daima vardık ve varız. Ama kendi kimliğimizle değil, heteroseksizmin bize sunduğu ve dayattığı; bizi tanımlamayan bir kimlikle. Bu kimlikleri değiştirme zamanı gelmedi mi? 
Biz ilk adımı attık ve ciddi bir posta kutusu kiraladık. Amacımız hem bir iletişim ağı oluşturmak hem de ileride birlikte yürümek isteyenlerle buluşmak. 
Sıkıntılarınızı, duygularınızı, sorunlarınızı ve kişisel olarak ne yapabileceğinizi yazın. Birbirimize güvenmeyip kime güveneceğiz? 

Hayallerimiz 20 Eylül 1994’de gerçek oldu. İlk dergimizi çıkardık. Kendi tabirimizle “Şanlandık”.... Kısık bir sesle çıkmadık ama. Çığlıklarla ilan ettik ilk sayımızı. Çığlık manifestomuza ve dergimize her yerden yanıt geldi. Dergiyi ellerimizle yoğurduk. Paramız yoktu, borç aldık. Bilgisayarımız yoktu iş yerlerimizde “gizli gizli” yaptık. Yani sözün kısası, eşcinselliğimizi açık açık yaşamaya dergimizi gizli gizli ortaya çıkarmaya başladık. İlk dergimizi çıkarttıktan sonra on dergi çıkartacak kadar yazı, umut ve heyecanımız birikti... 
İlk dergide kendimizi kendimize anlatmakla işe başladık: 

Çıkış Manifestomuz 

Yalnızca seksist değil aynı zamanda heteroseksist bir toplumda yaşıyoruz. Kadınların köleleştirilmeleri üzerine kurulan; zaman içinde dönüşüp yeniden biçimlenerek kapitalist sömürü sistemine kadar gelen içinde yaşadığımız bu toplum, yalnızca erkek egemen değil aynı zamanda heteroseksist erkek bir egemenlik sistemidir. İçinde yaşadığımız. Bu toplumda zaman zaman eşcinsel oluverme sendromları ve lezbiyenlik modaları görülse de yapılan her şey heteroseksist politik ve toplumsal diktatörlüğün sürekliliği için yapılıyor. Kadınlar salt kadın oldukları için eziliyor ve kadınlık konumundan dolayı sömürülüyorlarsa gey’ler de salt gey oldukları için heteroseksist zihniyet ve bu zihniyetin kurumsal örgütlenişi olan erkek egemen düzen tarafından yok edilmek isteniyor. 
Yok etme... Bütün Kızılderilileri, Yahudileri ve Kürtleri yok edebilirsiniz. Bütün eşcinselleri Hitler’in yaptığı gibi pembe üçgenlerle işaretleyip toplayabilir-siniz. Hastaneler, hapishaneler, toplu eşcinsel idamları, faili meçhul eşcinsel ve travesti cinayetleri; hepsi tarih boyunca denendi. Tekil olarak eşcinselleri ortadan kaldırdılar ama eşcinselliği asla yok edemediler. İnsan insan olarak kalmayı başarabilirse kişi kendi cinsini sevmeye devam edecektir. 
Tans’ın bacakları arasında bir vajen ya da penis olmuş hiç fark etmez. Onun kafası erkek egemen ideoloji tarafından esir alındığında heteroseksist erkek egemen diktatörlük açısından sorun yaratmaz. Yaratmadı. "cinsel sevi nesnesi" olarak kendi cinsini seçmekle birlikte yatak dışında geyliğini unutan bir gey de aynı şekilde heteroseksist diktatörlük için sorun yaratmaz. 
Bizler yalnızca yatak odasında değil her yerde ve her zaman gey’iz. Toplumsal latentliği reddediyoruz. Nicel anlamda heteroseksüeller karşısında azınlık olabiliriz ama nitel anlamda azınlık olmayı reddediyoruz. Salt heteroseksüellerle bir sorunumuz yok; asıl düşmanımız bizlere yaşam hakkı tanımayan heteroseksistlerdir. Aşağı ya da üstün olmayı reddediyoruz. Biliyoruz ki iktidar egemenliği dışında her şeyden vazgeçebilir. İçinde yaşadığımız toplumun egemeni burjuvazi, demokrasi adı altında, aynı şekilde kendi iktidarı dışında her şeyden vazgeçebilir. Belki "demokrasi" o kadar geli-şir, o kadar gelişir ki (!) Geyler de özgür olabilirler! Ama bizler özgürlüğü bütünsel bir varolma ola-rak algıladığımızdan heteroseksist diktatörlü-ğün politik ve toplumsal olarak bütünüyle naşlamasını hedefliyoruz.bunun için çıkıyoruz... 

Biriken heyecanımızla kendimiz gibi eşcinsellere ulaşmanın olanaklarını yaratmaya çalışıyorduk. Aşklarımızdan, heyecanlarımızdan hayatımızdan bir şeyleri çalmadan her şeyi ortaya koyarak Kaos GL dergisini çıkartıyorduk. Dergiyi nasıl yapıyorsunuz bu nasıl bir inat sorusuna çok kısa bir süre sonra Express’teki köşesiyle Yıldırım Türker cevapladı: 

’’Kaos’a Selam, Kaos’un sekizinci sayısı çıktı. 90’lı yılların zulümle, dil, ruh ve bütün atmosfer kirlenmesiyle belirlenen ritmi içinde beni en sevindiren şeylerden biri bu. Soluklanma alanları iyice kısıtlandı çünkü. Bu memleketi hala yaşanılır kılan şeylerin başında geliyor Kaos benim için. Bir avuç öfkeli gencin çok iyi bildiğim Ankara akşamlarında birbirlerinin evlerinde toplanıp heyecanla dergiyi hazırlayışlarını görür gibiyim. Tartışıyorlar, bağrışıyorlar, gülüşüyorlar ve Türkiye Cumhuriyeti’nin loş tarihinde “kendileri” gibi olmanın cüretkar öyküsüyle bir gedik açıyorlar. Fotokopiyle çoğaltılmış bı on altı sayfa bu topraklarda yüz yıl sonra da kendi cinslerinin aşkına sığınacak, o aşkla ayakta duracak kadın ve erkeklerin hayatında bir dönüm noktası olarak anılacak. Resmi tarihin yanlış figüranları olan bizlerin, bu dört yaprakla ilk olarak söz alışımızdaki yırtıcı heyecan, bir şeylerin başlangıcını müjdeliyor. Çünkü. Evet; “önce herkes bir serseme dönmeli, temelinden sarsılmalı ortalık”. Bu yırtıcı heyecan dergideki tartışma yazılarında var, mektuplarda var, tanıdıklarda var, keçeli bir kalemle sarsakça yazılmış sayfa numaralarında var. Her şeyin ötesinde, eşcinsellerin kimlerin yanında duracağını belirleme çabasında bütün dünyayı kavramaya çalışan politik bakışta var. Kaos GL etrafında toplanan kardeşlerimizi sevgiyle, hayranlıkla ve en çok da şükranla selamlıyorum.’’ (29 Nisan 1995, sayı 66, Express)