1. ENGLISH
Haberler > Transeksüel Olmak!

Transeksüel Olmak!

19 Aralık 2011

 

Türkiye’de travesti ve transeksüellerin sorunları diye bir toplantı yapıldı mı hep aynı sorunların konuşulduğunu görüyorum. Doğal olarak çok yoğun bir şiddet uygulanıyor ve o şiddet ön plana çıkıyor. Ama bu arada biz cinsel kimlikler üzerine konuşmayı ve bunlar üzerinden politika oluşturmayı hep erteliyoruz. Biraz da lüks geliyor burada yaşanan onca sorun varken bunların lafı mı olur! “Türkiye’de Eşcinsel Olma” hallerini ele aldığımız söyleşi dizimizin konuklarından Serap Akçura, 26 Ekim’de Ankara’daki söyleşide “Transeksüel Olma” hallerini anlattı. 

Tarih: 26 Ekim 2008 

Yer: Kaos Kültür Merkezi 

Konuşmacı: Serap Akçura 

Merhaba ben Serap, Lambdaistanbul gönüllüsüyüm. Konuşmak için ta oralardan benim çağrılmış olmam ve biraz da tereciye tere satmak gibi bir durum söz konusu ama ben konuya biraz farklı demeyeceğim de sürekli ertelediğimiz bir noktadan bakayım istedim. 
Konuşma konusunda da çok beceriksizimdir. Belli bir hat üzerinde gideyim çok fazla dağıtmayayım diye ara başlıklar hazırladım. Şimdi 2000’li yılların başında gene Lambdaistanbul’un ilk yıllarında düzenlenen bir toplantıyı haber almıştım ben. Türkiye’de travesti ve transeksüellerin sorunları diye bir toplantıydı. Ben daha öncesinde internet üzerinden böyle gruplarla bağlantılı olarak konu üzerine düşünmeye ve bilgi birikimi yapmaya başlamıştım o yüzden çok heyecanlandım. Bu toplantıya gittim; ilk toplantıydı Lambda’da katıldığım. Fakat kısa süre sonra toplantıda fark ettim ki benim kafamda olanlarla toplantıda konuşulanlar bambaşka şeyler. Türkiye’de yaşayan travesti ve transeksüellerin sorunları parantez içinde tt seks işçisi arkadaşların yaşadığı şiddet üzerine bir toplantı oldu ve benim de yabancısı olduğum bir konuydu. Neyse bir süre sonra bu şaşkınlığı atlattım. Lambda’ya daha sık gider gelir oldum. Şimdi yıl 2008 ama Türkiye’de travesti ve transeksüellerin sorunları diye bir toplantı yapıldı mı yine aynı sorunların konuşulduğunu görüyorum. Doğal olarak çok yoğun bir şiddet uygulanıyor ve o şiddet ön plana çıkıyor. Ama bu arada biz cinsel kimlikler üzerine konuşmayı ve bunlar üzerinden politika oluşturmayı hep erteliyoruz. Biraz da şey gibi geliyor burada yaşanan onca sorun varken bunların lafı mı olur. İsim değiştirme hakkı, kimlik belgelerinde ameliyat şartı aranmadan değişiklikler yapabilme hakkı gibi talepler biraz lüks kalıyor gibi. Ama yine de bunları zaman zaman konuşmalıyız ve politikalar üretmeliyiz diye düşünüyorum. O yüzden bugün daha çok bu konular üzerinde ağırlıklı olarak duracağım ama konuşmanın daha ilerilerinde seks işçiliğiyle yaşamını kazanan travesti ve transeksüellerin sorunlarını da konuşuruz. 

 

Önce transeksüellik nasıl bir şey, ben transeks ile transgender kavramlarının ayrımı üzerinde biraz duracağım. Bu kavramları nasıl gördüğüm üzerinde duracağım. Transeks olgusu daha çok cinsiyet geçişinin bedende gerçekleştirilmesi ya da gerçekleştirilme arzusunu ifade ediyor. Beden cinsel kimliğe uygun hale getirilmeye çalışılıyor. Yani transeksten bugüne kadar okuduklarımdan anladığım bu. Bu nedenle bedenle sürekli didişip duruyorsunuz ve tüylerle uğraşılıyor, göğüsler, adem elması, kaşlar, kirpikler vs. bedeninizi tasarlıyor ve deyim yerindeyse yeniden inşa ediyorsunuz. Tabi bu inşaat sürecinin zaman zaman çok abartıldığı yerler de olmuyor değil. Çok gerekli şeylerin dışında mesela küçük numara ayakkabı giyebilmek için küçük serçe parmağını kestiren arkadaşlarımızı bile duymuştum. Buraya kadar varan bir bedenle didişme söz konusu. Cinsiyet geçişi süreci aslında çok sancılı bir dönem ve süreç. Bazen gazetelerde tuhaf haberler çıkıyor, özellikle vergi vs konularında uzman yazarların yazıları oluyor, babasının emekli aylığını alabilmek için cinsiyet değiştirdi gibi haberler. Bu tür haberlere gülüp geçin, öyle pat diye olan bir şey yok, korkunç sancılı, acılı bir süreç yaşanıyor sonuçta. Ölmek istediğiniz anlar çok oluyor, kezbanlık dönemi dediğimiz dönem mesela çok zor bir dönem çünkü o dönemde ne tam istediğiniz beden inşa edilmiş durumda o yüzden çoğunlukla hep tanımlanamaz pozisyonda kalıyorsunuz. İnsanlar “bu ne ya” diyerek yanınızdan geçiyor. Sonuçta bu süreç aileyle, çevreyle ilişkiler yavaş yavaş azalmaya, daralmaya başlıyor ve yalnızlaşma söz konusu oluyor. Açılma süreci de aynı zamanda çünkü mesela en yakın dostlarınız sizinle yan yana görünmekten çekinmeye başlayabiliyor ya da herhangi bir açıklama yapmadan pat diye sizinle ilişkisini kesebiliyor. Benim çok yaşadığım bir şey bu, tabi bunu yapmayan dostlar da olabiliyor ama çevre giderek daralıyor ve giderek yalnızlaşıyorsunuz sonuçta. Bunlara ben gemileri yakma durumu da diyorum. O arzu o kadar şiddetli ki çevreyi, dostları, aileyi bir anda silebiliyorsunuz, zor bir şey evet ama zaten sürecin kendisi zor. Daha fazla dramatikleştirmeyeyim. Şimdi beden o tasarladığınız biçime ulaşmaya başladığında giderek kendinizle barışıp bütün o çektiğiniz acıları unutabiliyorsunuz. Her şey geride kalmış oluyor ve yeni bir yaşam başlıyor. Aynı ömre sığdırılmış ikinci bir yaşam gibi bir şey bu. Bu yeni yaşam, değişim boşuna değil. Bu arada bu geçiş sürecinde kadınlık ve erkekliği öğreniyorsunuz. 

Şimdi tt deyince aklımıza hemen erkekten kadına transeksüellik geliyor, tersi de tabii ki mümkün. Kadınlık ve erkekliği yeniden öğreniyorsunuz, bu noktada yavaş yavaş o toplumsal cinsiyet geçişi de gerçekleşiyor. Transgender kavramı transeksüel kavramından bu noktada farklılaşıyor. Transgender çok daha geniş bir kavram, o artık toplumsal yaşam içinde hangi cinsiyetle yaşadığınızı ifade eden bir kavram. Bu kavram çok geniş doğal olarak çünkü anlık geçişleri de kapsıyor ya da sürekli geçişleri de kapsıyor. Anlık geçişler derken işte örneğin yatak odasında fantezi olarak yaşanan geçişlerden tutun da yaşamını ikinci yaşam biçiminde yeniden inşa etmeye kadar varan çok geniş bir çerçeve. Tabii yani bu ikinci yaşamın dışında kendinizi daha çok seviyorsunuz, kendinizle daha çok barışık oluyorsunuz tamam ama bu hayatın ondan sonraki bölümünün çok kolay geçeceği anlamına hiçbir zaman gelmez. Çünkü bu sefer bu cinsiyet geçişine toplumun verdiği tepkiler devreye giriyor. Bu tepkiler size hayatı zehir edebilecek tepkiler. Aslında dünyanın her tarafında benzer şeyler yaşanıyor. Ben bunu gördüğümde çok şaşırmıştım. Mesela Transgender Konseyi raporları gelmişti Avrupa Birliği çerçevesinde bütün transgender örgütlenmelerinin yaptığı bir rapordu bu. Avrupa Birliğine dâhil ülkelerdeki bütün örgütlerin ortak taleplerini derleyip toparlama amacıyla yapılan bir konseydi. Rapora bir baktım yani bizim taleplerimizden yaşadıklarımızdan hiç de farklı değil, aynı sorunlar oralarda da yaşanıyor. Bu beni şaşırtmıştı, sonra geçenlerde de Lambdaistanbul’un bir aile grubu var LGBTT bireylerin ailelerine yönelik bir çalışma grubu, bu gruptan üç annemiz gene Avrupa çapındaki aileler toplantısına katılmıştı, onlara sordum ne tür paralellikler var ne tür farklılıklar var diye. Yaşanan şeyler hep aynı dedi. Yani çatışılan kurumlar değişiyor, mesela burada Müslümanlık orada Hıristiyanlık, devlet kurumları üç aşağı beş yukarı gene aynı, hukuki düzenlemeler aşağı yukarı aynı, yani mutlaka ülkeden ülkeye değişen ufak sorunlar vardır ama bu yaşanan sorunlar bakınca cidden aynı. 

Konumuz Türkiye’de transeksüel olmak tabii. Ben Türkiye’de transeksüel olmanın işte ufak tefek farklılıklarını derleyeyim dedim. İlk aklıma gelenler, kimi komik kimi trajik. Onları iletmek istedim. Mesela en ilginç farklılıklardan biri Türkiye’de transeksüel olmak travesti olmak. Yani travesti tanımı geçmişten bu yana öyle bir yerleşmiş ki dilimize transeksüellerin büyük bölümü de kendine travesti diyor. Bambaşka bir cinsel kimlik tanımı ama toplumda yerleşmiş, bizde baya bir yerleşmiş. Ayrıca mesela bir meslek adı olarak bile kullanılıyor; “ben16 yıldır travestilik yapıyorum” diyor bir arkadaş kendisi transeksüel. Ama o hayatını kazandığı işi söylemek istiyor bir yandan da bu tanımı nasıl yerine oturturuz ben bir türlü çözemedim. Zamanla olur belki. Sonra Türkiye’de transeksüel olmak, sahte olmak, çakma olmak, gibi olmak demek. Asıl olamıyorsunuz hiçbir şekilde. Bu söylediklerim toplumun verdiği tepkiler yanlış anlaşılmasın. Ben öyle olduğunu söylemiyorum. Ama toplum ve toplumun çeşitli kurumları öyle bakıyor duruma. Bizde de var tabi, yani LGBTT örgütlerinde de içselleşmiş bir biçimde transfobi yok diyemeyiz. Giderek törpüleniyor elbette ama zaman zaman da çıkıyor ortaya. Feminist örgütlerle ilişkilenmelerimizde mesela bu nedenle sorunlar yaşayabiliyoruz. Hatta Avrupa’dan gelen bir Lezbiyen feminist örgütle çok ağır bir sorun yaşamıştık geçenlerde. Bir sirk gösterisi yapmak için gelmişlerdi. Gösteriye İstanbul’dan katılacak Lambda ve Amargi gibi destekçi gruplardan kadınlar arasında transeksüel kadınların olmasını istemediler mesela, biz Lambda olarak biraz tepkide bulunduk. Tamam, madem öyle gelsinler gibi bir yanıt gelince gitmedik tabii ama bakışlarındaki şey çok açık ve netti, transeksüel kadınlar onlar için çakma kadınlar veya gibi kadınlardı. Türkiye’de feminist örgütler içinde de bunu yaşıyoruz zaman zaman, hani onlar bu konuları aşmış gibi görünse de konuşmalar arasında küçücük laflardan hemen aşılamayacağını görüyoruz ama genelde ilişkiler de giderek gelişiyor tabi. 

Bir diğer yandan mesela biz transeksüel travesti kadınlar olarak da zaman zaman bu şeyi destekliyor gibiyiz, bizde de “has gacı” diye bir terim var. “Gacıvari” var. Sonra mesela gene Lambda’da çok sık kullanılan bir terim “biyolojik kadın” var, o zaman biz herhalde cyborg kadın mı oluyoruz, organik inorganik kadın mı? Bunları biz de çok sık yapıyoruz, bunları nasıl aşarız bilemiyorum, zamanla aşılacak ama. Sonra transeksüel olmak bozuk olmak demek. Biz hani cinsiyet düzeltme sürecinde bir psikiyatri aşaması yaşıyoruz o yaşadığımız aşamanın gerçekleştiği psikiyatri odasının kapısında cinsel kimlik bozukluğu gibi bir şey yazıyor. Tıbbın bakışı bu. DSM-4 gibi kitaplarda da benzer tanımlamalar geçiyor, gerçi İstanbul’da da bu konuda çalışan uzmanlaşmış grup bu terimlere çok da sıcak bakmıyor ama değiştirebilecek kadar müdahale de yapmıyorlar, güçleri yetmiyor. O kapıda cinsel kimlik bozukluğu lafı yer alıyor. Sürekli o lafla karşılaşıyorsunuz. 

Barış: Bir de engelli diye geçiyor, %10 engelli. 

Serap: İşte bir bozukluk olarak tanımlandığı için. 

Sonra Türkiye’de transeksüel olmak elbette toplumun genel ahlakını ve aile yapısını bozan, sapık, ahlaksız vs olmak demek. Bu genel ahlak ve aile yapısı konusu anayasadaki eşitlikler, özgürlükler bölümünün yegâne engellenebileceği bölüm. Bir sürü özgürlük alt alta sıralanıyor en altında şöyle bir paragraf geçiyor: ama bütün bu özgürlükler toplumun genel ahlakını ve aile yapısını korumak adına kısıtlanabilir. Bizlerin başına çok sık geliyor bu. Burada toplumsal cinsiyet konusunda ezber bozma anlamında herhalde bir tehdit olarak görülüyoruz. Toplumda ezber bozan bir yapı onlar açısından normal denilebilecek o toplumsal yapıyı farklı mecralara akıtabilecek bir tehdit olarak görülüyoruz herhalde. 

Sonra gene gelen tepkilerden biri dinle ilgili, dinden imandan çıkmış gibi bir şey transeksüel olmak. Burada belki tanrının yarattığı beden üzerinde değişiklikler yapıyor olmak yani onu bozmak belki onun etkisi de olabilir ama ameliyat şartını yerine getirirseniz, yani toplumsal cinsiyet rollerine tümüyle uyarsanız gene kabul görebiliyorsunuz ilginç bir nokta olarak. Burada gene ameliyata zorlama var alttan alta. Burası başlı başına konuşulması gereken bir şey. Transeks olgusunda bedende düzeltmeler yapma arzusu demiştik ama yeni yeni ben böyle düzeltmeler yapma ihtiyacı duymuyorum bedenimle barışığım ben toplumsal cinsiyet normlarına uyarak yaşamak istemiyorum diyen yeni yeni arkadaşlarımızı da görüyoruz. Belki transeksüellik olgusuna yeniden bakmaya ve daha derinden bakmayı da sağlayacak bir şey aslında. Ama sonuçta tabi toplumsal cinsiyet normlarına sonuna kadar uyma yönünde ameliyat bir şart olarak gelip konuyor önümüze. Sonra toplumsal yaşamın tümüyle dışında olmak demek transeksüel olmak. Dışına itilmek demek. Yine toplumsal cinsiyet normlarına uyarsanız kabul ediliyorsunuz yoksa apayrı bir varlık olarak – batılılar freak diyorlar – ucube düzeyinde bir varlık olarak kabul ediliyorsunuz. 

Medya için transeksüel olmak Türkiye’de sansasyon malzemesi olmak. Bir çeşit tiraj kurtarıcı bir malzeme olmak demek. Dergilerde tirajlar düşmeye başladığında hemen bir iki travesti transeksüel yazısı sıkıştırılıveriyor ya da gazetelerde işte bir bakıyorsunuz “travesti terörü”“fuhuş rezaleti” gibi haberler hemen boy göstermeye başlıyor. Şu ana kadar benim gördüğüm medyanın en yaratıcı manşetleri bunlar. 
Sonra Sağlık Bakanlığımız ve toplumda da genel bir yargı var, cinsel yolla bulaşan hastalıklar için risk grubu olmak demek transeksüel olmak. CYBH’ı bulaştıran hatta AİDS’in başlıca sorunu olarak kabul edilmekte transeksüel olmak bu konuda tabii çok daha dikkatli çalışmaya başladı artık LGBTT örgütleri toplumdaki bu önyargıyı yıkabilmek çok da kolay bir şey değil. Daha çok çalışmak gerekiyor. 

Sonra ilginç bir nokta daha olarak şunu görüyorum, Türkiye’de transeksüel olmak demek heteroseksüel olmak demek, yani hangi cinsiyete geçiş yaptıysanız mutlaka onun karşıtı olan cinsiyetten birisiyle olmanız gerekirmiş gibi kabul ediliyor. Algı hep böyle, cinsel bir yönelim mecburi istikamet gibi bir durum söz konusu oluyor. Bir de genelde erekten kadına dönmek olarak da algılanıyor. Trans erkekler bu konuda çok görünür değiller. Genel algı anlamında travesti transeksüel denilince kadın kılığına girmiş erkek gibi bir algı söz konusu. Benim ana hatlarıyla gördüğüm şeyler bunlar. Bunlara hep beraber ilaveler yapalım şimdi. 

Barış: Çerçeveyi sen gayet iyi çizmişsin zaten. Yeterince kapsamlı bir şekilde tek tek incelemişsin. 

Serap: Atladığım noktalar mutlaka vardır. 

Onur: Son konuya ek olarak belki cinsiyet değiştirdiği zaman karşı cinsten hoşlanacak illa dedik ya. Ben hemcinsimden hoşlanıyorum onla birlikte olabilmek için cinsiyetimi değiştiriyorum diye de algılanabiliyor. Yani içimde o kadar homofobi var, illa karşı cinse geçerek yaşamalıyım bunu. Bunu sadece cinsellik yaşama amaçlı değil, pek çok yönü var. Cinsiyet değiştirmenin amacının sadece cinsellik yaşamak olmadığının bence önemle vurgulanması gerekiyor. İçten içe kızdığım bir şey bu çünkü. 

Serap: Çok önemli bir noktaydı evet bu. Amerika’daki bildiğim kadarıyla LGBTT örgütleri içinde de transeksüellerin böylesi bir yolla toplumsal cinsiyet normlarını yeniden ürettiklerine dair bir tartışma olmuştu. 

Evren: Homofobi Karşıtı Buluşmada Sinan yanıt vermişti, sizin ürettiğiniz kadar toplumsal cinsiyet rollerini başkalarının ürettiği kadar biz de üretiyoruz demişti. Yani en fazla o kadar üretiyoruz, heteroseksüellerin ürettiği kadar. Feminist gruplar ve LGBTT camianın da en büyük sorunlarından biri toplumsal cinsiyet rollerini tekrar tekrar yaratıyormuş gibi gösterilme durumu. Bunu da söylemekte fayda var. 

Umut: Trans kimliğine yükleniyormuş gibi geliyor. Bir zeminde bunu tartışmadığımızı düşünüyorum. Trans kimliğine sahip birisinin hemen bu soruya yanıt vermesi gerekiyormuş gibi. Sen toplumsal cinsiyet rollerini üretiyor musun üretmiyor musun hemen yanıt ver gibi bir cümle. Sarışın ya da mavi gözlülerden ya da yaşlılardan, gençlerden mi hoşlanıyorsun sorusu sorarmış gibi soruyoruz. Feministlerin algısı toplumsal kadınlık ve erkeklik onu da heteroseksüel düzleminden kurulu düzen olduğu için kendisinin de bunu bir reaksiyon üzerine bize dayatıyor diye düşünüyorum, özellikle trans kimlik üzerinden. 

Evren: Dış görünüşüyle her transeksüel kendisini belli edecekmiş gibi. Kendisini dış görünüş olarak göstermeyen transeksüeller de görünmez kalıyorlar. 

Serap: Son günlerde böyle bir şey yaşadım. Bir anket çalışması yapıyoruz. Travesti ve transeksüellerin sorunları adı altında. Anketörlerimiz genelde trans kadınlar, trans erkeklere çok ulaşamayacağımızı ya da belli bir anlam yaratabilecek sayıya ulaşamayacağımızı görüp onlara yapmaktan vazgeçtik. Ama soruların bir bölümü de açık olmayan transeksüellere yönelikti. Yani öyle bir arkadaşımız geldi bir gün, ben sana yapayım anket dedim. Yanımda transeksüel bir anketör arkadaş “aaa bi dakka geylere de yapıyor muyduk” dedi. Yok, o gey değil bir transeksüel dedim. Nasıl yani dedi. Kadın görünümünde değil ama kendini transeksüel olarak tanımlıyor sonuçta. Bu tür sorunları sık sık yaşıyoruz. 

Barış: Çok fazla yapıyoruz bunu, kapıdan bir kadın girdiği zaman otomatikman lezbiyen diyoruz. O kişi belki trans erkek. Bir erkek geldiği zaman ona da otomatikman gey diyoruz. Kafamızdan atamadığımız öğretilerle ilgili bunlar. 

Evren: Ona bu şekilde yaklaşmamızdan dolayı belki de onun kendi iç sürecini daha geç atlatmasına da sebep oluyoruz. 

Umut: Ama tersinden belki şunu da düşünmekte fayda var. Onurun biraz önce çizdiği çerçeve var. Kadından hoşlanıyorsan erkek olman gerekiyor. Erkekten hoşlanıyorsan kadın olman gerekiyor. Ben 1996’da Kaos GL’ye geldiğim zaman belki de ben trans olacaktım. Ama ben trans mıydım? 

O noktada hani her gelen kişi ne kadar benim kimliğimin bir parçası, bana ilk geldiğimde trans muamelesi yapılsaydı ben ne kadar ben olacaktım. İdeal olan buraya ya da başka bir yere birisi geldiğinde cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği üzerinden kategori yapmadan iletişim kurmak. Biz çok fazla insanların cinsel yönelimlerini, cinsiyet kimliğini sormadan iletişim kurun diyoruz ama inatla buraya gelen birine sormaya devam ediyoruz, sen lezbiyen misin, biseksüel misin, gey misin. Heteroseksüel biri gelse bile işte kendini kabul etmemiş bir lezbiyen zamanla kendini kabul edecek diyoruz. Biz toplumsal bilgiyi ve kendi ürettiğimiz bilgiyi harmanlayarak çorba yapıyoruz ve insanlar bunu süreç içerisinde kendini sorguluyor. Lambdaistanbul da, Kaos GL de, Pembe Hayat da heteroseksüellerle özgürleşeceğini savunan örgütler ama biri geldiğinde, “hadi sen rengini belli et, nesin sen söyle” baskısıyla sadece transeksüellere değil diğer gruba da ayrımcılık yapabiliyoruz. 

Onur: Önyargı olarak bahsettiniz. Seks işçiliği yapan transeksüellerin hastalık yaydığı önyargısı var dediniz. Cinsel sağlık açısından düşündüğümüzde transeksüellerde gerçekten yüksek hastalık oranı var mı? 

Serap: Hayır. Hatta biz Gacı dergisinde Sağlık Bakanlığının o yıl yayınladığı istatistikleri de vermiştik. Bu risk grubunu zaten Sağlık Bakanlığı söylüyor. Görülen istatistiklerde heteroseksüel ilişkilerde risk oranı yüksek aslında, özellikle AİDS’te de öyle, Sağlık Bakanlığının verilerinde de bu açıkça görülüyor zaten. Ama tabii yine de bir risk grubu olarak kabul ediliyor. 

Umut: Riskli bir grup olmaz, riskli bir davranış sergileyen grup olabilir. Anal ilişki, vajinal ilişkiye oranla daha riskli bir davranış ama bu riskli davranışı sadece transeksüeller ya da eşcinsel erkekler değil, heteroseksüel kadın ve erkekler de bu pratiği yaşıyorlar. Daha yüksek oranlarda. Savunmasız grup tabiri politik olarak doğru. Devlet kurumları bu insanlara hizmetlerden faydalanmasına engel oluyor. Transeksüel istediği halde sağlık hizmetlerinden faydalanmıyor değil, transeksüelin sağlık hizmetlerinden faydalanabileceği mekanizmalar olmadığı için risk faktörü artıyor. Bu noktada transeksüelin değil sağlık politikalarına atıfta bulunmak, sağlık politikaları riskli demek daha doğru. Kavramsal olarak da eleştirilmesi gerekir. Sadece transeksüeller için değil, damar içi madde kullananlar, erkeklerle seks yapan erkekler için de riskli davranış demek doğru. 

Onur: Pek çok olumsuzluk içinde nasıl transeksüeller kendini bilinçlendiriyor. Cinsel sağlık çok önemli bir konu çünkü. 

Serap: Yaşamını bulduğu işi yaparak sürdürüyorlarsa da buna dikkat etmek zorundalar yani. Hasta olduğun zaman giderek yapamamaya başlıyorsun. O yüzden aslında travesti ve transeksüeller arasında korunma yöntemleri konusunda bilinçlenme baya yüksek düzeyde. 

Transeksüeller cinsel sağlık alanında değil yaşadıkları şiddete karşı da böyle örgütlenirler. Aslında transeksüeller içerisinde görünmeyen bir örgütlülük tarzı vardır. Bir zamanlar anne kız ilişkisi ile yumaklanan, sonra birisinin başına bir şey geldiği, diğerlerine kulaktan kulağa yayılan anlatımlarla işte şöyle olmuş buna karşı ne yapılabilir diyen, arkadaşımızın başına şöyle bir şey gelmiş, doktora gitmiş şöyle olmuş denilen kulaktan kulağa örgütlenme sistemi vardır. Birbirlerini bulmak ve birbirleriyle çok çabuk bağlantıya geçmek noktasında diğer gruplara göre pratikleri daha gelişmiştir. Gözden kaçırdığımız bir nokta var, bütün transeksüellerin zorunlu bir seks işçiliği alanı var, genel bir algı travesti ve transeksüelsen seks işçisisindir algısıyla yaklaşım tarzı da rahatsız etmekte. Dışarıya çıktığında bir insanın senin yanına yaklaşıp “kaç para” deme hakkı vardır. 

Umut: Seks işçiliği bence insan hakları ihlallerinin bir sonucu. Eğitim hakkı, barınma hakkı, çalışma hakkı gibi bir dizi hakların ihlal edilmesi sonucunda tek bir seçenek seks işçiliği kalıyor. Sinan Aygün üzerinden de gündeme gelmişti. Onlara ne iş bulacağız gibi bir soru. Sanki travesti ve transseksüeller için özel bir iş kolu yaratılması gerekiyormuş gibi. Hani sanki onlar ne kadın ne erkek onlar için bir iş kolu da yaratmak gerek çünkü onlar kadınların yaptığı işi de yapamazlar erkeklerin yaptığı işi de yapamazlar. İnşaatta mı çalıştıracağım, güvenlik mi olsunlar gibi alay etme boyutuna da varan açıklamalar yapmıştı Sinan Aygün. 

Serap: Anket çalışmamızda buna yönelik bir soru da var. Seks işçiliği yapan arkadaşlara sorduğumuz bir soruydu, başka hiçbir işi yapamayacağınızı düşündüğünüz için seks işçiliği yapmayı düşündünüz mü diye bir soru. Çok büyük oranda evet bunu düşündüğüm için bu işi yapıyorum sonucu çıktı. Bu bizde de var aslında ben şimdi gitsem kimse bana iş vermeyecek, ben mecburum bu işi yapmaya düşüncesi. 

Barış: Baştan bir mağduriyeti kabul etme gibi bir durum da var. Yani zaten bana iş vermezler, transeksüelim deniliyor. 

Buse: Ama örnekleri de var, yaşamının içinde sürekli olarak bu sana empoze ediliyorsa, sürekli bunun mağduru halindeysen bir kere daha denemekten ne olacak algısı çıkıyor, aman böyleyse böyle, kaderci bir yaklaşım içerisindeyiz. Seçenekse bunları sadece bizler değil toplumun her alanındaki insanlar yapıyor. Bu dayatılıyor, sistemin bir dayatması haline geliyor ve zorunlu olarak artık ikinci kez düşünmek, zamanını başka bir yerde geçirmek yaşadığımız ülkede çok büyük dezavantaj da getiriyor, ne yapacaksam bir an önce kurgulayayım noktasına getiriyor seni hayat. Bu bizim seçimimizden çıkıp yaşadığımız sistemdeki, ülkedeki, fakirlik olsun, toplum baskısı olsun, aile baskısı olsun biran önce kendini kurtarma aşamasına geçiyor. . 

Umut: Evden kaçıyor geliyor, ben fuhuş yapmak istemiyorum, ailemin yanına dönmek istemiyorum, doğru düzgün bir iş bulmak istiyorum, çalışmak istiyorum diyor ve yapacak hiçbir iş yok ortada. Trans bireylere seks işçiliğine alternatif iş imkânlarının yaratılması gerekiyor. Seks işçiliği yapan mevcut insanlar var, bu insanlar için de ne yapabiliriz. Bunları düşünmeliyiz. Mesela her birimiz gey ve lezbiyenler internet canavarları, her birimizin nerdeyse blogları var, internet üzerinden seks işçiliği nasıl yapılırı da öğretmemiz gerekiyor bir yandan. Daha korunaklı bir şekilde bu işi nasıl yapabilir ve daha iyi bir aşamaya nasıl gelebilir, bir yandan da seks işçiliği yapmak istemeyen insanlara nasıl alanlar yaratabiliriz. 

Evren: Alternatifini bulalım tamam da bu iş bir öcü mü? İsteyen de yapmalı mı? Bunu tartışmak gerekiyor. Kendi isteğiyle bence bir birey bunu seçebilmeli. 

Serap: Lambdaistanbul’da son zamanlarda bir çalışma var. Trans-Koop diye. Kooperatif kurmaya çalışılıyor. Şu an atölye çalışmalarıyla devam ediyor. Çalışmak istemeyenlere alanlar yaratmaya çalışıyor. Yurtdışında var mesela ilan bırakılıyor. İşte 3 geye ihtiyacım var, 2 transeksüele gibi, böylece kişi işi daha kolay bulabiliyor. Bir de çalışmak isteyip de güvenli, sağlıklı alanlarda seks işçiliği yapmak isteyenler olabilir onlara da sağlıklı ve güvenli alanlar yaratılabilir. 

Buse: Evet, kooperatif tamam umutlandırıcı bir şey. Belki travesti ve transeksüellerin evlerinde koli beklerken de yapabilecekleri bir iş olabilir. Koli beklerken zamanı boş geçirmek yerine. LGBTT örgütlerde de, diğer sivil toplum örgütlerinde de bir görünememe hali var, biz de mesela görünmeye görünmeye kendimizi unutuyoruz. Bu iş konusunda bir şeyler oldu mu kendimizi cesaretlendirip bir adım atmayı da gerçekleştireceğiz. Daha önce de elbette LGBTT politika içerisinde TT’lere yönelik politika da üretiliyordu ama son 2–3 yıldan beri biraz daha tartışılır bir mekanizma haline geldi. Bizlerin nerde durmamız gerektiği ve nasıl adım atacağımız noktasında yardımcı oluyor. 

Zeynep: Bir içe kapanma söz konusu değil mi sizce? Bireyler olarak da LGBTT örgütler olarak da içe kapanıklık var. Daha fazla mücadele etmek, topluma açılmak gerekiyor. Maksat toplumsal önyargıları yıkmak olmamalı bence, biz şimdi toplumun önyargılarını yıkıp kendimizi onlara kabul ettirmeye çalışırsak onlara benzeme gibi bir durum söz konusu. Kendi kimliğimizi kendi içimizde oluşturup ondan sonra da kendi kimliğimizi dışarıda da yaşayabilmek gerek. 

Umut: Zorunlu olarak toplumsal yapı trans bireyleri kapatıyormuş gibi geliyor bana. Seks işçisi düşünsene en erken işe kaçta çıkıyor, 10’da çıkıyor, kaça kadar çalışacak gece 4’e kadar çalışacak, gece 4’te ne yapacak, yatacak, uyuyacak, ne zaman kalkacak, öğleden sonra saat 4’te, kahvaltı yapacak, kuaföre gidecek akşam yine işe gidecek. Aslında tamamen ayrı dünyaların insanlarıymışız gibi görünüyor değil mi? Bizim onların hayatını değiştirmek için ne yapabiliriz gündemleştirmemiz gerekiyor. Ona göre politikalar üretmemizde daha fayda var diye düşünüyorum. O kapalılık bizden kaynaklanıyor, piknikti, söyleşiydi, sosyalleşmeydi çok yapmıyoruz. 

Serap: Toplumdaki önyargıların oluşma nedenlerinden biri de bu aslında. Kimliğe dair doğru bilgi topluma ulaşmıyor ki. Hep önyargılar dolaşıyor ortalıkta. Dolayısıyla cehalet sürekli besleniyor ve geriye transfobi olarak dönüyor. 

Zeynep: Bence eşcinsel hareket Türkiye’de çok elit durumda. Toplumun içinde çok sıradan bir kenar mahalleye giderseniz oradaki bir eşcinsel henüz kendisini ifade edemiyor, o sancılı süreci yapayalnız atlatmaya çalışıyor. 

Buse: İçine kapalı olma hali de şöyle aslında. 3 gün önce şöyle bir şey oldu, neler yaşadığımıza dair bir deneyim aktarımı istedi bir arkadaş barda içiyorduk. Ben de sizinle birlikte şu anda burada içiyorum, tek başıma gelmiş olsaydım bu bara belki de alınmama durumuyla karşılaşabilirdim, her yer rezerve kusura bakmayın denilip kapıdan geri çevrilebilirdim. Veya içeriye girdim diyelim, içeride garsonun alaycı tavrı veya karşı masadaki insanların askıntılı haliyle karşılaşabilirdim. Veyahut dışarıya çıktığımda sadece transeksüel olduğum için birisinin şiddetine maruz kalabilirdim. Veya balyoz gelip beni gözaltına alabilir ve kabahatler kanununa göre 125 YTL para cezası kesebilirdi. Veya evimden günde 3 kere çıkıyorum diye komşularım tarafından “bak görüyor musun yine nereye gidiyor” önyargısıyla karşılaşabilir daha da ilerisi, komşularımın imza toplamasıyla evden de atılabilirdim. Bizler paramız olsa o evi de alamayabilecek durumdayız ya da daha yüksek bir rakama satılabilir bize o ev. Belki seks işçiliğinden yüksek meblağlar kazanan insanlar var ama bu geldiği kadar da gitme haline dönüşebiliyor. Belki sen toplumun bakışına göre çok yüksek rakamlarla hizmet veriyorsun ama o hizmeti o toplum bir şekilde geri alıyor, 350 ise kira sana 550 diyor; kazak 20 ise 25 gibi senden bir şekilde alır. Serap’ın dediği gibi “oldu da bitti maşallah” gibi bir şey değil bu. Ameliyatlarda serumlarla gezen arkadaşlarımız var, hatalı ameliyatlar var. Zor bir süreç. Yani doğal olarak her hareketimizi kontrol etmek zorundayız. Bir barda gey, lezbiyen, travesti, transeksüel arkadaşlarınla eğlenmeye gidersin, iki tane eşcinselin, lezbiyenin öpüşmesi sorun olmayabilir ama senin yaptığın bir hareket hem arkadaş çevren tarafından hem de başka insanlar tarafından sürekli kontrol edilir hale gelebilir. Bir ortamda günah keçisi olma durumu var. 

Umut: Travesti kimliğin bir performans boyutu var, onu da inkar etmemek gerekiyor. Kötü bir şey söylemiyorum. Toplum ona ibne muamelesi yapıyor, o da diyor ki ben ibne değilim, kadınım; o zaman da toplum diyor ki kadınsan kadın olduğunu bana göster, daha fazla kadın olayımı daha fazla makyaj yapayım, göğsümün dekoltesi daha fazla olsun, bazen kendi aramızda konuşuyoruz ya, kadın olduğunu belirleyen başka bir erkeğin sana bakması değil, aslında çok hetero merkezli düşünüyoruz. Bir erkek bir kadına bakıyorsa bu kadın eğer transsa o zaman kadındır. O transa bir lezbiyen bakıyorsa o beğeni göz önüne alınmıyor mesela. O kadın benden hoşlanıyor diye görmüyor, illa beğeninin erkek tarafından gelmesi gerekiyor algısı var. Diğer taraftan transları destekleyeceğimiz bir şey diye düşünüyorum. Senin kadın olman kendi iç tatmininle ilgili. Erkeklerin beğenmesiyle ilgili değil. Ben Kaos’a ilk geldiğim zamanlarda kafesi işte çok koli merkezli sohbetlere ev sahipliği yapıyordu. Heteroseksüel arkadaşlarımı getirirken “kusura bakmayın işte eşcinseller de böyledir” diyordum ama sonra düşündüm, onlar beni Akman bozacasına götürünce “kusura bakma Umutcum bizim heterolar da böyledir” demiyorlardı. Ben niye bütün eşcinselleri genelleyerek konuşuyorum ki dedim. Benim tarz olarak beğenmediğim eşcinseller de olabilir, beğendiğim eşcinseller de olabilir, heterolar da olabilir, translar da olabilir. Transeksüellerin politik olamayacağını düşünüyoruz mesela, büyük bir önyargı. Transeksüellerin Kürt sorunu ile ilgili cümleleri olmaz, kapitalizmi irdeleyemezler, Kemalizm’le dertleri olmaz, türban sorununa apolitik yaklaşırlar, okumayı sevmezler, bir sürü önyargımız var. Önyargılarla örgütleniyoruz gibi geliyor. Önyargılarımızla yüzleşmeden translarla örgütlenmemizin çok mümkün olduğunu düşünmüyorum bu noktada.